Abdülkadir Budak

Abdülkadir Budak

ABDÜLKADİR BUDAK * Günümüz şairlerinden * 23 Nisan 1952 Hafik (Sivas) doğumlu * Sincan Lisesini bitirdi, devlet memuru olarak görev yaptı, emekli olup Ankara'ya yerleşti * İlk şiiri Defne dergisinde çıktı (1970) * Kayseri'de görevli olduğu sıralarda arkadaşlarıyla Ozanca ve Hakimiyet Sanat Dergilerini çıkardı * Şiir kitaplarından bazıları: Geçti İlkyaz Denemesi (1978), Gömleğim Leylâ Desenli (1981), İmzası Gül (1993), Aşk Beni Geçer (1997), Ahşap Anahtar (200), Ev Zamanı (2002) * Toplu Şiir

Siirlerinden Ornekler

13/7/2007

 

ABDÜLKADİR BUDAK ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER:

 

           

             KADIN VE NEHİR

 

            İkisi de sürükleyip götürüyor ne varsa

Kadınla nehir arasında bir fark göremiyorum

Buluşuyor bir anlam iki ayrı sözcükte

Saçları omzundan akıyor birisinin

Ötekinin mızrağı saplanıyor denize

 

Biri ihanet istemez, köprü istemez öteki

Kadından ve nehirden ancak aşkla geçilir

Biri geyik barındırır sularına eğilen

Öbürü bir avcıyı koynunda geliştirir

 

Maraton koşusuna benziyor ikisi de

Düş çalarken suçüstü yakalanmış çocuklara

Benim kadınım bir nehrin profilden fotoğrafı

Seni nehrin benziyor ateş emziren kadına

 

Bir halk ezgisi sanki, öfkeli ve tedirgin

Belki kalp çarpıntısı, yanardağ ve infilak

Nehir mi desem, kadın mı; ikisi de olabilir

Ya iyi yüzme bilirsin ya sevmeyi adam gibi

Bir nehre ve kadına ancak böyle girilir

 

            İkisi arasında bir fark göremiyorum

Erkeğinin yanında gözden geçirir kendini

Kadın sunar ruhunu gövde ambalajıyla

Dibindeki yosunun susuzluğunu bilir

Nehir ustadır artık köprüsüz buluşmada

 

             Söğüt dalı olsaydım öper miydim bir nehri?

Taçlandırırdı kadın aşkını hak etseydim

İlle bir fark olmalı aralarında denirse

Biri denizi çağrıştırır, öbürü uçurumu

Sal olduğumu bilirdim nehre düşseydim eğer

Ötekinde bir sınav sorusu olduğumu

 

Nehir: Doğada bir yatak bulmamaktır kendine

Kadın: Aramak değildir yatakta kendisini

Buradaki ayrıntı elbette önemlidir

Yine de diyorum ki öyle büyük bir fark yok

Nehir eşittir kadın, kadın eşittir nehir

 

 

 

 

        

 

         

 

           

 

                          AŞK BENİ GEÇER

 

 

Çünkü bacakları uzun, mesafe tanımıyor

Çünkü rüzgârın atında, büyük deneyiminde

Elbette aşk beni geçer, haritayı kendi çizmiş

Dağları iyi biliyor, nehirleri de

 

Bir ateşin koynunda uyuyorken bile geçer

Serin su başlarında dinleniyorken bile

Ve ben onun peşinden kurşun olsam yetişemem

Okyanusa vardığında göle gelmiş olur muyum?

O çınar olduğunda yaprak olur muyum ben?

 

Bir dille yetinirim, bütün dilleri öğrenmiş

Dumana tanım ararım, yangınlardan geçmiş o

Ben merdiven arıyorken çoktan çıkmıştır göğe

Bir kadının saçlarına takılıp kalmış iken

Ruhunu ele geçirmiş binlerce sevgilinin

Bende bir esimlik yel, onda her zaman deprem

Elbet aşk beni geçer

Tren rayların üstünden

 

Aşk şiiri yazdığımı sanırım, ne hafiflik

Destanı bitirmiş olur ben çıkarken ilk dizeden

Uçup gitmiştir evet dünyayı kanat eyleyip

Ben iki teleği yan yana getirmişken

 

Aşk beni bir daha geçer

Tren rayların üstünden

 

 

 

 

 

 

         

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

          HAYATTA BEN EN ÇOK ANNEMİ SEVDİM

 

                                        Can Yücel’e nazire

 

 

      Ona göre baştan beri iflah olmaz biriydim

Babam korkuydu bana, annem yürek serinliği

En sevdiği oğluydum –bana hep öyle gelirdi-

      Uzun avcı öykülerini ilk ondan dinlemiştim

      Hayatta ben en çok annemi sevdim

 

      Sözüm ona büyümüştüm, ekmek getirirdim eve

Annem öldü, düşüyorum, koptu salıncağın ipi

Anahtarsız bir kilide benzediğim doğru şimdi

      Saçlarına tırmanırdım tutunup yıldızlara

      Kokusu kalmıştır diye kapandım odalara

 

      Kıyamazdı bilirdim şiirler yazan oğluna

Sevgilim terk edince benden fazla ağlardı

İstiridyeydi annem, içinden inci çıkardı

     Her gün daha da büyüyor yüreğimdeki yırtık

     Annemi anılarda bile bulamıyorum artık

 

     Babamın hemen ardından gitmesi gerekmezdi

Evinin badanasını yarım bırakıp erkenden

O gün bugündür bana gülden önce gelir diken

     Dedim ya anahtarını yitirmiş bir kilidim

     Hayatta ben en çok annemi sevdim

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SOĞUMA

 

Dudakta bir öpüşün soğurken sıcaklığı

Yalnızlık odadan çıkar ve sığmaz alanlara

Orman çok uzakta, ama dal burada kırılır

Nehir çok uzak, ama burada yıkılır köprü

Her tabut yanlışlıkla bu eve getirilir

Omuzlayacak olanlar ölüden daha ölü

 

Anılara ne oldu? Madenden çabuk soğuyor

Yaş elli mi oluyor, ki balkon çiçekleri

Bahçe düşlerine nokta koyuyor.

Bir arkadaş sesi gibi sıcaktım düne kadar

Her kilidin üzerinde anahtar vardı

Nehir demiştim dördüncü dizede

Düşen köprü mü sulara, zaman mı?

 

     Dudakta bir öpüşün soğurken sıcaklığı

Yaş elli mi oluyor, öyle mi geliyor bana?

Ölüm dediğin nedir, kendinden uzaklaşmak

Caddelerin kapanması içindeki sokağa

 

Ev dediğin bana göre odalardan ibaret

Yani ötekilere kapalı odalardan

Elli yaş nedir peki? Yalnızlık yürüyüşü

Bir otele ulaşmak ıslak kaldırımlardan

 

İzmarit kadar hükmüm yok tiryaki dudağında

İçim sanki otelin yolcudan yoksunluğu

Jokeyini bir daha mahcup eden at.

Farkım yok sararmış pencere perdesinden

Yanmış soba için kömür ne anlama gelirse

Elli yaşın sınırında o anlamı buldum ben

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EVDEKİ DURUŞMA

 

     Terzi olamadığımı kumaşımdan öğrendim

Makas da söylüyor bunu ve iğne

Gömleğim bol geliyor, orman giyse yeridir

İplik bir kötü haber düğmenin dikişinde

 

İğne gözdağı değildi kumaşım için

İğne kumaşımın makastan sonraki hali

Ormandan bir dal parçası gibi duruyor evler

Harcanan yalnızca kumaşım değil sanki

 

Makastan, iğneden terzi hukuku

Gövdem ifade verecek yanmış ormanda

Vitrinin sağında ucuz etiket

Çıplaksan gömlek solda

 

Kumaşın kalitesi kaçıncı sırada gelir

Düşününce makası ve iğneyi

Bir tek ağaç bulsa ormanı tartabilir

Sol kefeden ibaret bir terazi

 

Hâkim kim, mahkemeye benzeyen evde

Sanıkla yer değiştirir durmadan

Ben kâtip değilim, evleri yazıyorum

Söz açarak makastan ve kumaştan

 

Güneş istasyonundaki kardan treni düşün

Evlerde sürdürülen duruşmaları

Makas ayağa kalk! İğne sen otur!

Hâkimin tek kefeli terazidedir aklı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

     ŞIRINGA

 

Ateşi kundaklayıp kucağıma verdiler

Oğlum sandım, ormanları dolaştım

Çıktığımda tek bir ağaç kalmadı.

Hep çekiç sesleri, çekiç sesleri

Oğlum sandım dövülen bakırları

 

Bakır her ikimiz de, çekiç hangimiz?

Kim kime uçurum, kim kime kuyu?

Doğrudur bu evin her zaman çekiç

Bakırın bu evde bakır olduğu

 

Babaydım ben, tecrübeli bir aptal

Hatırlar mısın oğlum en son oyunu?

Bir adayı gemimize doldururduk

Hem gemiden hem de adadan olduk

 

Oğlum! Oğlum! Kumaş olmaktan çıkma

Ben hep makas olarak kalayım, iyi

Ya da tersi olsun, acıyı sevdik

Yani acılarla biçimlenmeyi

 

Gökyüzümüz tavan arası kadar

Bastığımız her yer bit iç kanama

Dövül bakır, çekiç yine hünerli

Kesil kumaş, hüküm yine makasta

 

Oğlum! Oğlum! İkimize gömülüyor nicedir

Hangi evden ölü çıksa mezarlığa değil de

Mutfak salon koridor yara gibi duruyor

Balkon ise yaranın kabuğudur bu evde

 

 

    ŞAHMERAN

 

    Üstüne gölge düşmüş ikindi vakti gibiyim

    Birkaç adım ya kaldı ya da kalmadı akşama

    Son şiirim şöyle bitsin isterdim:

    Neyleyim ben havuzu içinde kuğu yoksa

 

     Yıldız var, gökyüzü yok; ne iştir anlamadım

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »